İstanbul’daki Suriye’nin Farkında mıyız? Hama’lı Ammar’ın Dramı

05.08.2013

28 Kişi Okumuş

0 Yorum

İstanbul’daki Suriye’nin Farkında mıyız? Hama’lı Ammar’ın Dramı
İstanbul'daki Suriye'nin Farkında mıyız? Hama'lı Ammar'ın Dramı

Hamalı Ammar ve Ailesi

Ammar Hama’dan 3-6-7 yaşlarındaki üç çocuğunu ve karısını Suriye’den önce Hatay’a sonra İstanbul’a kaçırmış olan bir Muhacir. Altınşehir’de daha önce tanıştığım Suriye’li bir aileyi ziyaret ederken bu sefer hafta sonunda tevafuken tanıştığım bir aile Ammar’ın ailesi. Dün öğlen saat 1’de oğluna araba çarpmış. Çarpan araba kaçıp gitmiş. Kendisi çok az İngilizce, Rusça ve Kürtçe biliyor, derdini hastanede anlatamamış. Hastanedekilerde ona derdini anlatamamışlar. Başakşehir‘den aile dostlarım Hüseyin Aksu ve eşi Rabia Aksu’da yanlarında getirdikleri kumanyaları onlara verdiler. Aile çok ama çok sevindi.

Lakin kolu 24 saattir alçıda olan ve kolunu kalp hizasının üzerinde tutmadığı için eli ve kolu şişen, mosmor kesilen çocuğun halini ilk Rabia hanım fark etti ve hemen hastaneye gittik. Hastanede yapılan tetkiklerde kolun yanlış tutulmasından dolayı 2-3 gün daha geçse kangren olma durumu ve kesilebileceği söylendi. Allah’tan zamanında hastaneye yetişildi.

Ammar yolda giderken bana hikayesini anlattı. Daha önce Hollanda’da tercümanlık yaptığım insanların hikayesine benziyordu anlattıkları. Hama’da 4 kız kardeşi ve annesi babası kalmış, onları getirememiş. Onlardan haber’de alamamışlar. Ağlayarak bana oğlu Muhammed’i işaret ederek en çok çocukları ve kardeşleri için yaşadığını ve bayram sonu Suriye’ye geri döneceğini söyledi. Neden dediğimde bozuk ingilizcesiyle hüzünlü boğuk sesiyle burada bekledikleri yardım ve misafirperverliği, İslam kardeşliğini çok az gördüklerini utanarak itiraf etti. Aslında sıkılması utanması gereken bizlerdik. Onlar değil..

Suriye halkı sosyolojik ve ekonomik olarak Türkiye’nin gerisinde gibi düşünebiliriz. Lakin bu doğru değil. Bizler Türkiye’de ekonomik olarak gelişirken İslami ve manevi olarak çok gerilediğimizin farkında olamadık. Suriye bunun kanıtı oldu. Onlar için ENSAR olamadık. Suriye halkı hala gönlü zengin ve ileri kapitalizmi bencilliği iliklerine kadar yaşayan bir toplum değil. Olmadıda. Onlar İstanbul ve Hatay gibi şehirlere geldiklerinde Hatay’da özellikle Reyhaniye gibi ekseriyeti Esad yanlısı olan yerde Mezhepsel ayrımcılıkla İstanbul’da ise hayat pahalılığı ve acımasız koşullarla karşılaştılar.

Ammar’ın iki diploması var, Hama’dayken yüksek lisans yapmaktaymış. Savaş başladığında ise Hama’da bir okulda ilkokul müdürüymüş. Bir evi ve düzenli hayatı bir anda alt üst olmuş. 3 gün önce Hama’da avukatlık yapan arkadaşı ve eşi de onun evine gelmiş sığınmış. Aynı evde iki aile yaşam savaşı vermekte. Ammar, caminin tuvaletlerini temizlemekte ve buna karşılık 700TL almaktaymış. Yaklaşık 8 kişilik bir ailede ev kirası düştükten sonra kalan parayla yaşamanın neredeyse imkansız olduğunu söyledi. Haklıydı.

Konuşurken özellikle Hama’da kalan kızkardeşleri için zaman zaman gözleri doldu Ammar’ın. En çokta onların akibetlerinide düşündüğü için geri gitmek istiyor, onun planı önce gelip bir düzen oturtup sonrada onları getirtmekmiş. Lakin İstanbul’da tutunmak kolay mı?

Hastanede doktorlar Muhammed’in kolunun filmini çektiler ve iyiki onu hastaneye getirdiğimizi söylediler. Şayet onu hastaneye 2-3 gün geç getirselermiş kolun kangren olup kesilmesi gerekeceğinden bahsetti doktor.

Ammar’ı ve oğlu Muhammed’i geri evine getirdik. Bizim iftara kalmamızı istediler, lakin evde bizi ve yemek hazırlanmasını bekleyen diğer çocuklarımız vardı kalamazdık. Büyük bir misafirperverlik, kardeşlik ve gönüldaşlık vardı Ammar ve ailesinde. Altınşehirde hiçte altın bir görünümü olmayan bu yerde mütevazı bir gecekonduda varlık mücadelesi vermekte ve yenilmemeye çalışmaktaydılar. İstanbul’un milyonlarca zengini o ve onun gibilerden habersiz yada onları görmek dahi istemeyen birilerinin eteğine tutnarak amelsiz Sırat köprüsü geçip cennet düşleyenleri işi değil ENSAR olabilmek. İstanbul ve hatta tüm ülke ENSARlarını aramakta ve bir Ensar olma imtihanıyla karşı karşıyalar.

Altınşehir asla Türkiye gerçeğini yaşamıyor. Oranın insanları 1980’li yıllardaki benim yaşadığım Yukarı Ayrancı varoş gerçeğini yaşamaktalar. Bırakın Suriye’li mültecileri, bir gün öncesinde Ramazan kumanyası dağıtımı için gittiğimiz dere yatağına yakın yerde yaşayan Doğu Anadolu’dan gelen ve yerleşen doğru dürüst Türkçe bilmeyen Kürt kardeşlerimizin yaşam koşulları tahayyüllerinizin çok ama çok ötesinde. Devlet bir kaç ayda bir birkaç yüz lira veriyormuş. Oturdukları yere ev bile denilemez. Şehirde kira verebilecek ve normal bir yaşam standardı tutturabilecek durumda değiller asla. Oarada oturan Ardahan’lı yardımsever ve bize muhtarlık üzerinden fakir aileleri tespit etmemize katkı sağlayan yardımsever Mülkiye Hanım teyze yakında oradan geçecek Kanal İstanbul projesi yüzünden yetkililerin tapusu olanları bile borçlandırarak ev vermek istediğini söyledi. Tapusu olmayanların zaten hiç şansı yokmuş.

Dar’ül Erkam’ın sokak sokak yayılması adına başlattığımız bir projeydi bu geçen sene, Kuran’la aydınlanmak ve elimizden geldiğince yoksullarla dayanışmak. Malesef Bahçelievlerde kurmuş olduğumuz Kuran Halkası geçen sene mezhepçi ve taassup sahibi bazı arkadaşlarca bölündü ve dağıldı. Allaha şükürler olsun ki bu Başakşehir‘de tekrar oluşmaya başlandı. Kimileri bunu “Hacı baba” yardımı gibi düşünüp küçük görsede bu aslında ilkini Hz. Muhammed’in Mekke’de kurduğu ve Medine’de Suffa Mektebi diye geliştirdiği ve dünya İslam medeniyetinin temelini oluşturan EN BÜYÜK SÜNNETTİR. Ama ne hikmetse hiç bir cemaat DARÜL ERKAM olmadığı gibi bunun sokak sokak cadde cadde yapılnanması gereken bağımsız birimler olması gerektiğini sırf kendi çıkarları ve kendi güçleri adına desteklemediler. Zira onlar Allaha değil kendilerine çağırdılar. Dar’ül Erkam’sa sadece allah çağırır, Kuran ilkelerini anlama yayma, yoksulla dayanışma Kapitalist medeniyetin en büyük düşmanıdır.

Şunu aklımızdan çıkarmayalım. SÜNNET bir paylaşma değil VERME FENOMENİDİR.

Selam olsun Dar’ül Erkam’ım diyene ve elinden geldiği kadar Kuran’la aydınlanıp yoksullarla dayanışabilenlere.  Hüseyin Bey ve Rabia Aksu Hanıma duyarlılıkları ve örnek çabaları için çok teşekkür ederim. İnşallah bu gibi çabalar toplumda daha çok yayılır.

En derin Saygılarımla

Ayhan Özcimbit

Bu konuyla ilgili diğer linkler:

Ensar Olmanın Önemi- http://blog.milliyet.com.tr/hz-muhammed-in-mezari-neden-medine-de–ensar-analizi/Blog/?BlogNo=424489

Dar’ül ERKAM nedir? – http://blog.milliyet.com.tr/darul-erkam-nedir-/Blog/?BlogNo=382779

NOT: Arabası olan ve plakasında SRY yazan maddi durumu iyi olan Suriye’lileri görüpte herkesi öyle sanmayın lütfen. Maddi durumu biraz iyi olanlar Başakşehir’in etaplarında oturmakta ama maddi durumu çok kötü olanlarsa Altınşehirin gecekondularında barakalarında yaşam savaşı vermekte.

 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

Lütfen Yanıtlayınız: